Döngüsel Zamanın Fiziksel Şahidi
Yaşa! insanlığın kurucu yol arkadaşı laktobasil. Hangi
dönemde adın her neyse…
İnsanlık tarihinin yazılmaya başlandığı dönemlerden itibaren
kutsal ana olarak bereketin ve yaşamın simgesi olmuş Anadolu coğrafyası.
Verimli hilalle zar zor ilişkilendirilen, Mezopotamya’nın yanında
dillendirildiğinde zihinlerde daha küçük bir ışık yakan!, aslında her şeyin
coğrafyası. En kutsalımıza ve bir kurtarıcı gibi sarıldığımız, geçimle ve
hayatta kalmayla eşleştirdiğimiz ekmeğimizin anavatanı. Bu topraklarda ilk
ekmeğin yapımından binlerce yıl sonra hala ekmek toplumun en önemli değeri.
Evet ama günümüzde ekmeği kim sahipleniyor?
İnsanların yerleşik hayata geçişi buğdayı keşfetmeleriyle
olmuş. Geniş ekim alanlarına, su kaynaklarına, hayvansal besinlere ve bitkisel
çeşitliliğe ev sahipliği yapan Anadolu coğrafyası ve Mezopotamya'nın kadim
halklarının mirasçıları, bugün pandemi ile birlikte “yeni dünya” sosyal medyada
da en çok ekmek üzerinden paylaşımlar yapıyor. Evlerinde ekşi mayalı ekmek
yapanlar sosyal medya paylaşımlarıyla sevinçlerini sergilemenin yanında, belki
de hayatlarında ilk kez deneyimledikleri bir lezzeti, kadim hatıralarında
tekrar canlandırmanın hazzını iliklerine kadar hissediyorlar. Peki, bu hafızayı
taşıyan, o lezzeti damakta ve dimağda canlandıran ne?
Bu noktada derin köklerle bağlı olduğumuz atalarımızın yaşam
savaşı içerisinde karşılaştıkları en büyük dönüşüm hikâyelerinden biri olan
evcilleştirme kavramı çıkıyor karşımıza. Birçok kaynak evcilleştirilen ilk
canlıların köpekgiller vs. olduğunu iddia etse de aslında insanoğlu ilk olarak
bakterileri evcilleştirmiştir. Hem de tam burada, ekmeğin hala en kutsal olarak
yaşadığı yerde.
Bugün “lactobacillus sanfranciscensis” olarak
bildiğimiz ve ekşi mayanın keşfini, adeta modern Amerika’ya atfeden bakterileri
ilk olarak bu coğrafyadaki kadim uygarlıklar yönetmiş. Ne mutlu ki hala bu kadim
alışkanlık ve gelenek bu topraklarda sürüyor. “San Francisco sourdough” olarak
okuyup uyguladığımız tariflerdeki ekşi mayaların Amerika’nın bu en çok
endüstriyel gıda tüketilen, tüm örf, adet, geleneklerin yok edildiği dönemde
keşfedilip insanlığın hizmetine sunulmuş olacağını düşünmüyordunuz
herhalde? Tabii ki bunun da ekonomik
açıdan bir kazanıma dönüşmesi ve bir pazarlama mucizesi olması kaçınılmazdı.
Fransızların şampanyası, İtalyanların pizzası gibi, “insanın ekmeği” de
Amerikalılaştı.
Son dönemlere kadar ekmeğin temsilcisi, “bilimsel” kriterler
temel alınarak üretilen hazır mayalar olsa da artık kadim dostumuzun dönüşü
başlamış gibi görünüyor. Hem de küreselleşme olgusuna çaktırmadan, alttan
alttan, onun da gönlünü hoş tutarak yaratıyor bu dönüşümü. Hamur teknelerinin
yerini bambu mayalama sepetleri, “dutch oven”lar alıyor; ekmek hamurları bilmem
kaçıncı kez katlanıp, soğuk mayalanıyor. Ekmekleri artık fırıncılar
değil,“artizanlar” süslüyor. Her şeyin giderek yapaylaştığı bu zamanlarda ne
kadar da estetik bir dönüş değil mi!?

Yorumlar
Yorum Gönder